Galatasaray, Trendyol Süper Lig’in 33. haftasında konuk ettiği Hesap.com Antalyaspor’u 4-2 yenerek sezonun bitimine bir hafta kalan şampiyonluğunu ilan etti.
Sarı-kırmızılılar, şampiyonluk sayısında en yakın takipçisi Fenerbahçe’ye yedi şampiyonluk farkı attı. Galatasaray ayrıca, Süper Lig’de ikinci kez dört sezon üst üste şampiyon olarak lig tarihinin en uzun serisini tekrarladı.
Galatasaraylı taraftarlar, takımlarının 26. şampiyonluğunu tüm Türkiye’de ve dünyanın çeşitli şehirlerinde kutladı.
Galatasaray cephesi için tabelaya bakıldığında her şey yolunda görünebilir. Şampiyonluk kutlamaları, tribünlerin coşkusu, yıldız oyuncular, büyük hedefler ve “Avrupa fatihi” söylemi…
“ALARM” YILI
Tüm bu başarılar bir yana bu sezon, Galatasaray için “alarm” yılı oldu. Avrupa’da sükseli galibiyetler elde edilse de ligdeki sürpriz puan kayıpları eksi yazdı.
Futbol sadece kupa kaldırılan günlerden ibaret değil. Büyük takımların gerçek röntgeni, alkışın azaldığı, baskının arttığı, tribünün homurdanmaya başladığı anlarda çekilir. Galatasaray’ın son dönemde tekrar eden kırılganlığı da tam olarak burada başladı.

BASKININ ALTINDA EZİLDİ
Sarı-kırmızılılarda bu sezon tıpkı ezeli rakibi Fenerbahçe’de olduğu gibi bir hastalık baş gösterdi: Baskıyı yenememek.
Liverpool mağlubiyeti sonrası Trabzonspor yenilgisi tesadüf değildi. Avrupa’da alınan ağır darbenin ardından takımın reaksiyon vermesi beklenirken, Galatasaray tam tersine mental bir dağınıklık yaşadı. Normalde büyük takımlar kötü sonuçtan sonra toparlanır; Galatasaray ise o dönemde kötü sonucu büyüten bir psikolojiye teslim oldu.
Kocaelispor ile Ali Sami Yen Spor Kompleksi Rams Park’ta alınan beraberlik de aynı tablonun devamıydı. Kağıt üzerinde Galatasaray’ın rahat geçmesi gereken müsabaka, Okan Buruk’un, Kocaelispor’u gaza getiren açıklamalarının ardından sahada gerginliğe, panik tercihlere ve oyun aklının kaybolduğu dakikalara dönüştü.

KOCAELİSPOR, GENÇLERBİRLİĞİ, SAMSUNSPOR…
Fenerbahçe maçı öncesi Gençlerbirliği karşısında Sami Yen’de kupadan elenmek de bu hikayenin en sert kırılma noktalarından biri olarak kayda geçti. Galatasaray gibi bir kulübün iç sahada, kendi seyircisi önünde, kendi ağırlığını hissettirmesi gerekirken; maçın akışı içinde tam tersine rakibin direncini büyüten bir panik hali ortaya çıktı. Galatasaray, bir gün önce Fenerbahçe’nin elendiği kupaya veda etti.
Samsunspor maçında alınacak bir galibiyetle şampiyonluk fişinin çekilmesi beklenirken, sahada yaşanan bu hezimet de aynı hastalığın bir başka tezahürü.
Antalyaspor karşısındaki görüntü de farklı değildi. Skor ne olursa olsun, Galatasaray’ın oyununda zaman zaman görülen telaş, rakipten çok kendi içindeki baskıyla mücadele ettiğini gösterdi. Takım öne geçtiğinde bile rahatlayamadı, maç kontrolünü eline aldığında bile psikolojik üstünlüğü kalıcı hale getiremedi.
Sarı kırmızılı camianın genlerinde kritik maç refleksi ve krizden çıkma kültürü var. Var ama son dönemde başka bir şey de var: Baskının altında kalmak.
Galatasaray’ın kadro kalitesi, tribün gücü, kulüp hafızası tartışılmaz. Fakat şampiyonluk yarışlarında bazen en pahalı transfer değil, en soğukkanlı akıl belirleyici olur. Galatasaray’ın ihtiyacı olan da tam olarak bu: Skora, tribüne, rakibin sonucuna göre değil; kendi oyun gücüne göre hareket eden bir takım kimliği…



