Saadet Partisi liderleri cami düşmanı mı?
Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Şule Aydın’ın YouTube programına katıldı. Arıkan, programda “…En fazla ihtiyacımız olan şey; dünyanın en büyük motor fabrikasını mı yapmak, yoksa dünyanın en büyük camisini mi yapmak?” sözleriyle düşüncelerini dile getirdi.
Hürriyet Gazetesi yazarı Abdülkadir Selvi, Arıkan’ın açıklamalarına itiraz etti. İtirazı özetle şu şekilde; “Milli Görüş denilince cami akla gelir. İmam Hatip bilinir. Takkeli, sakallı, temiz yüzlü Müslümanlar olarak tanınırlar. Cami yaptırmak için, İmam Hatip açtırmak için gayret gösterirler. Milli Görüş denilince bir şey hatırlanmaz: O da cami düşmanlığı.
Rahmetli Erbakan her defasında “Cami yapmak gelişmeye engel değil. Cami yapmak motor yapmaya engel değil” diye anlatırdı. Erbakan Hoca dindar bir insandı. Takkesiz namaz kılmazdı. Ama dünya çapında bir motor hocasıydı. Dindar olmanın motor yapmaya engel olmadığını göstermek için Gümüş Motoru kurmuştu. Türkiye’nin ilk yerli ve milli otomobili olan “Devrim’i” yapmıştı.
Yıllarca dinden rahatsız olanların dindarlara karşı kullandığı argümanları dillendirmek Saadet Partisi Genel Başkanı’na mı kaldı? Bugün CHP bile bunları ağzına almazken Mahmut Arıkan kimin sözcülüğünü yapıyor?
Siyasetten tasfiye olan SP’nin eski Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu da Çamlıca Camisi’ne karşı çıkmıştı. Erbakan Hoca mezarından doğrulsa bunları, ‘sizi gidi sizi cami düşmanları’ diye kötekle kovalardı.”
Abdülkadir Bey, Erbakan Hoca ile ne kadar mesai harcadı bilmiyorum ama kendimi biliyorum. Gençlik yıllarım Erbakan Hoca ve Tayyip Bey’le aktif siyasette geçti. Öyle uzaktan filan da izlemedim yani. Her şeyden önce bir siyasi partinin eski genel başkanı için “tasfiye olan” sözünü yakıştıramadım. Bir genel başkanın bayrağı başka bir isme bırakması tasfiye olmak mıdır? Temel Bey bu ülkeye hizmet etmiş, saygın bir siyasetçidir.
İkinci olarak Saadet Partisi’nden cami düşmanlığı çıkmayacağını kendisinin de çok iyi bildiğini düşünüyorum. Geçmiş zamanlarda Saadet Partisi’nden teröre destek iddia edenleri de gözlerimiz gördü, kulaklarımız duydu. Saadet Partisi halen dimdik, onurlu bir biçimde yerinde duruyor ama onu suçlayanlar aynı yerde değiller. “Çamur at izi kalsın” ata sözümüzden çıkarmamız gereken bir husus çamuru atanın da elinde, attığı camianın gönlünde izinin kalmasıdır.
Bütün siyasi hesapları bir kenara bırakarak samimiyetimizle düşünelim; “Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan nedir?” Hatta şöyle söyleyeyim bu soruyu dindar, muhafazakâr kesime sorsak ne cevap verir? Tabii soruyu müteahhitlere ve siyasetçilere sormayacağız, soruyu asgari ücretlilere, emeklilere, işsiz gençlere, emekçilere soracağız.
Yeryüzü inananlar için mescittir. Etrafını tuğlalarla çevirdiğinizde asıl büyük olan mescit alanını sınırlayan bizleriz. Cami gerektiği yerde ihtiyaç mıdır? Kesinlikle evet. Fakat dinimizde ameller niyetler iledir. Büyük cami yaparken ki kastımız seküler kesime bir mesaj ise bunun Allah’ın hoşnut olacağı bir durum olacağını sanmıyorum. Allah gösterişi sevmez…
Hatta şunu da belirtmek isterim. Benim Trabzon – Maçka’daki köyümün nüfusu 100 kişi ve iki cami var. 100 kişilik bir köye iki camiye gerek var mı? Gereği olmadığı gibi zararı da var. Birbiriyle konuşmayan köylüler iki ayrı camiye gidiyorlar. Tek cami olsa hem birlik beraberlik olur. Hem de imamıydı, gideriydi derken israf önlenmiş olur. Atanamayan bir öğretmene bütçe kaynağı olur.
Beş vakit namazını kılan biriyim. Benim için önemli olan dışarıdayken namaz kılacağım bir mekân olmasıdır. Çünkü namazın kazası keyfi bir durum değildir ve özellikle günlerin kısa olduğu kışın sorun oluyor.
Ak Parti’nin yaptığı camilerden ziyade, havaalanları, AVM’ler, hastaneler gibi sosyal alanlarda mescit ve abdest alanları yapması çok daha önemli ve takdir ettiğim bir hizmettir. Hiç unutmuyorum 2008 yılında gazetenizin eski yazarı olan Ayşe Arman’a bu hususta okurları şikâyette bulunmuş uzunca bir zaman tartışılmıştı. Lavabolarda abdest alanlardan rahatsızlık duyuluyordu, abdest almak zorunda olanlar çaresiz kalıyordu vs.
Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan bir vatandaş olarak, hizmet ve üretimle ilgili mekanların büyüklüğüne amenna lakin ibadet ve tüketim alanların büyüklüğünün gereksiz olduğunu düşünüyorum.
Bir örnek vereyim: Geçtiğimiz günlerde bir yakınımı İstanbul-Başakşehir’de bulunan Çam Sakura Hastanesi’nde psikiyatr bölümüne götürdüm. Devasa ve işlevli bir hastane, vatandaş olarak gurur duydum. Doktorundan, personeline kadar güler yüzlü hizmet alıyorsunuz. Özellikle yatan hastalar için sosyal alanlar çok iyi düşünülmüş. Otopark sorunu yok, ulaşımla ilgili çalışmalar yapılmış vs.
Çamlıca Cami’ine birkaç defa gittim. Estetik ve çevresel düzenlemesiyle gerçekten harika bir cami. Fakat o kadar büyük ki. Cami de bir veya iki saf insan namaza duruyor. Katılımı düşük olan bölge için büyük bir cami. Bunu söylemek cami düşmanlığı mı şimdi?
Erbakan Hoca yaşasaydı Abdülkadir Bey’in yazısına istinaden ne diyeceğiyle ilgili düşüncem var ama bana kalsın.
Ayşe Baykal



