İLAN / REKLAM

Kampanya Detayı
  1. Haberler
  2. Genel
  3. ‘Devlet yasaklıyor’ dedi, hayatını karattı: Abdullah bebeğin yaşam savaşı

‘Devlet yasaklıyor’ dedi, hayatını karattı: Abdullah bebeğin yaşam savaşı

İzmir'de yanlış doğum kurbanı olan Abdullah bebek, kopan kol sinirleri nedeniyle büyük bir yaşam savaşı veriyor. Aile, aylık 50 bin TL'yi bulan tedavi masrafları ve hastanenin "komplikasyon" savunmasına karşı hukuk mücadelesi başlatırken fedakar anne de oğlunu yaşatmak için adeta zamanla yarışıyor.

featured
Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Akide Kırktepe, İzmir’in Kemalpaşa ilçesi Anamur mahallesinde bir turşu fabrikasında operatörlük yaparken, ilk bebeğine hamile kaldı. Hamileliğinin 38’inci haftasında, aldığı kilolar 30’a ulaşmıştı. Henüz 21 yaşında olan anne adayı 100 kiloya ulaşmıştı. Nefes almakta dahi güçlük çekiyordu. Kendisi de 6 kiloluk bir bebek olarak dünyaya geldiği için, doktorunu uyardı. Ancak muayenesinde bebeğin 3 kilo 750 gram olduğunu belirleyen doktor, “Bu kiloyla seni sezaryene alamam. Devlet yasaklıyor” dedi.

Muayeneden üç gün sonra acil olarak hastaneye kaldırıldı. Artık kendi hayatı da tehdit altındaydı.
Ancak o akşam da doktorlar evine gönderdi. Ertesi sabah tekrar hamileliğini takip eden doktorun bulunduğu Manisa Şehir Hastanesi’ne gittiğinde, hiç doktor görmeden ebenin yardımı ile doğumu başladı. Bebeğin omzunun doğum sırasında sıkıştığı fark edilince, doğumhaneye birkaç ebe daha geldi. Ebelerden biri tüm gücüyle asılıp, bebeği dünyaya getirdi.

Abdullah bebek, 3 kilo 750 gram dendiği günden üç gün sonra, 4 kilo 980 gram ve morarmış olarak doğdu. Akide Kırtepe, doktoru, ilk kez doğum bitip dikiş atmak için geldiğinde gördü.
Doğumdan sonra yapılan ilk muayenede hemşire sol kolundan refleks alamadığını söyleyince, bir şeylerin ters gittiğini fark etti. Ancak bunun ödem nedeniyle olabileceğini söylediler. Çekilen MR’dan sonra da bir aksilik olmadığını belirttiler.

Gerçek, annenin Abdullah bebeği özel bir doktora götürmesi ile ortaya çıktı. Görüntü hiç tıp eğitimi almamış annenin dahi fark edebileceği kadar netti. Boyundan çıkan sinir köklerinin tamamı kopmuştu. Omurilikten sıvı gelmeye başlamıştı. Bebekte anomaliliklerin başlamaması için henüz 5 aylıkken, eş, dost, akrabalardan toplanan para ile bu konuda Türkiye’de uzman olan üç doktordan biri tarafından ameliyat edildi.

Bu ağır ameliyat, minicik bedenin vereceği büyük savaşın sadece başlangıcıydı. Bacaklarından alınan sinirler omza yerleştirildi. Kolunun katılaşmasını önlemek için günde 8 saat fizik tedavi görmesi gerekiyordu. Ancak devlet sadece ilk yılı karşıladı. Anne babanın yoğun mücadelesi ve engelli raporu alması sayesinde ayda 8 saat fizik tedavi görmesine izin verdiler.

Aile, fizik tedaviyi özel merkezde yaptırmaya başladı. Oysa Akide Kırktepe çocuğuna bakmak için işten ayrılmak zorunda kalmıştı. Eşinin maaşı 40 bin liranın altındaydı, Abdullah bebeğin fizik tedavi bedeli ise ayda 50 bin lira…

İlk ameliyattan sonra sıkı bandajlarla yaşamak zorunda kalan bebek, normal gelişimini sağlayamadı. Yürüyemedi, katı beslenmeye geçemedi. Büyüdüğü ve sıvı mamayla karnı doymadığı için uyurken dahi mama içme ihtiyacı duyuyordu. Bu nedenle kulağında enfeksiyon oluştu.
Bundan sonraki süreçte, Abdullah bebeğin kolundaki sinirlerin yerine gelmesi için göğsünden sinir alınacak. Daha sonra dirseği ve ileride de eli için ameliyat olacak.

Aile bir yandan da “Göğüs estetiğinde bile komplikasyonlar olabilir” diye savunma yapan hastaneye karşı hem sinir hem de tazminat savaşını kazanmak için uğraşacak. Yürüyebilmesi ve kolu için de aralıksız fizik tedaviye ihtiyacı olan Abdullah bebeğin yalnız tedavi masraflarını değil, geleceğini de planlamaya çalışan güçlü anne ile süreci, duygularını konuştuk.

– Doğum için gittiğinizde neden eve yolladılar sizi?

Akide Kırktepe: “Muayene sonrasında 2 santim açılma olduğunu söylediler. ‘Seni şimdi yatırırsak diğer hamilelerin bağrışlarını duyup korkarsan sancın kaçar. Git evde çek sancını’ dediler. Eve döndüm, sabaha karşı 06.00 gibi sancılarım sıklaşınca tekrar gittim hastaneye. 7 santim açıklıkla giriş yaptım.

Saat 09.00 gibi suni sancı bağlandı. 12.30’da bebeğim dünyaya geldi. Ama o sırada benim karnım hiç aşağı inmiyordu. Annem hissetmiş aslında bir aksilik olduğunu. Doğum sırasında çocuğun kafası gelmedi. Annemi dışarı çıkardılar. O noktaya kadar ebeler gelip kontrol edip gidiyorlardı. Doktoru hiç görmedim. Hafta sonuydu zaten. Nöbetçi doktor varmış. Onların söylemine göre sezaryendeymiş.
Ebe, ‘Doğumun başladı, kafa geldi, saç gözüküyor’ derken, ‘Çabuk gelin çocuk sıkıştı’ diye bağırdı. Sonra odaya bir anda 3-4 tane daha ebe geldi. Ebenin birisi asılmış. Bebeğim doğdu, ağlamadı. Ben ‘Ne oluyor? Niye ağlamıyor?’ diye yataktan kalkmaya çalıştım.

Bir anda ağlamaya başladı. Bebeğimi ilk gördüğümde çok esmer diye düşündüm. Aslında morarmış. Doktor o noktada geldi. Doğum bittikten sonra… Bana 26 tane dikiş atıldı. Doktor, dikiş atmak için geldi.”

– Bebek kaç kilo doğdu?

“4 kilo 980 gram dediler. İlk muayenesi yapılırken hemşire, ‘Sol koldan refleks alamadım. Muhtemelen siniri ödem topladı. Merak etme iki aya toparlar kendini’ dedi. Ben de 6 kilo doğmuşum ve biz bunu doktorumuza söyledik. Bizde genetik olarak iri bebek var dedik. ‘3 kilo 750 gramlık bebeği sezaryenle alamam. Devlet yasaklıyor’ dedi.

Aslında yoğun bakımda yatan, sezaryenle doğum yapmış, 2 kilo 800 gram, 3 kilo 700 gram bebek sahibi anneler gördüm. Başka doktorlar daha düşük kilolarla alıyor. Ben niye 3 kilo 750 gramla sezaryene alınmadım? Ki bebek 4 kilo 980 gram doğdu. Yani benim doktorun hatası oldu. Bizi başından savuşturdu. Benim kontrolünde olduğum doktor, ancak bir hafta sonra haberdar olmuş doğumda bebeğimin bu duruma geldiğinden.”

– Çocuğun durumu nasıl anlaşıldı?

“Ben onların MR’ına güvenmediğim için özelde çektirdim. Benim hiçbir tıp bilgim yok. Ona rağmen MR’ı görür görmez dedim ki ‘Eyvah!’ O kadar belli oluyordu ki kol sinirlerindeki kopma. Bebek 20 günlükken tedavi arama sürecimiz başladı. İstanbul’a gittik. Doktor, ‘Çok küçük, 23 günlük bebeği ben ameliyat edemem. Siz fizik tedavi alın’ dedi.

Fizik tedaviye başlattım. Sonra nöroloji doktorumuzu bulduk. 9 Eylül’de Uluş Hoca. O Brakial Pleksus (Boyundan çıkan, 5 sinir kökünün oluşturduğu ağın doğum sırasında yaralanması) konusunda Türkiye’de üç doktor olduğunu söyledi. Bizi İzmir’dekine yönlendirdi. Biz Kadir Bacakoğlu Hoca’ya gitmeye başladık. EMG sonucunda tüm sinirlerin öldüğü belirlendi.

Hoca bize, ‘Brekial Pleksus’un evreleri vardır. Bu elektrik kablosu gibidir. İçinden kopar ya da fişten çekerler. Sizinkinde ne kabloyu koparmışlar ne fişi çekmişler. Prizinizi komple duvardan sökmüşler’ dedi. Yani Abdullah’ınki omurilikten kopmuş. Omurilik sıvısı sızmaya başlamış. Bu çok kötü sonuçlara neden olabilirmiş. Oğlumuz 5 aylıkken ilk ameliyatını oldu. Dönmeler, emeklemelerin başlaması gereken ayda sargıda kaldı. Bu yüzden 10 aylık gelişim geriliği var. 2 yaşında ama 1 yaşındaki çocuğun yaptığı şeyleri daha çok yeni yapabiliyor. Yürümesi için ayrı, kol için ayrı fiziğe gidiyor. Sargı döneminde yemek yiyemediği için yeme problemi de yaşıyoruz.”

– Bugün yine üzücü bir tanı almışsınız…

“Hazır mama dışında bir şey içmiyor. Yatarak içtiği için kulak arkasına doluyormuş. Enfeksiyonu tetikliyormuş.”

– Oturamıyor mu?

“Oturabiliyor ama mamayı uykusunda da içiyor. Tabii büyüdüğü için karnı doymuyor. Sürekli içmek istiyor.”

– Ameliyattan sonra bir iyileşme oldu mu?

“Omuz hareketleri geldi ama dirsek hareketleri yok. Şimdi önümüzde bir ameliyat daha var. Ameliyat öyle basit bir şey değil. Göğüsten sinir alınıp kola nakil olacak. Geçen sefer ayaklarının arkasını açmışlardı. Bütün sinirleri kopardıkları için tek ameliyatlık bir şey değil. İleride dirsekten olacak. Biraz daha yaşı ilerlediğinde, bilekten olacak.”

– Ameliyatlar dışında ne uyguluyorlar?

“Yoğun fizik tedavi alması gerekiyor. Devlet bir senelik tedavi hakkı verdi. Onu kullandık. Şimdi senede 90 gün hakkın var diyor. Bu oğluma yeterli değil. Engelli raporu aldım çocuğa. Fizik tedavi hakkı versinler diye. Orada da ayda 8 saate kadar veriliyor. Ama her gün tedavi olması gerekiyor. Çünkü sertleşiyor kolu. O yüzden özelde fizik tedavi aldırıyoruz. Bunun da maliyeti bize aylık 50 bin liraya denk geliyor.”

– Siz de çalışamıyorsunuz…

“Çalışamıyorum. Doğumdan önce turşu fabrikasında operatördüm. Eşim de fabrikada operatör. Eşim de yaklaşık 40 bin lira maaş alıyor. Maaşı asgari ücretin üstünde gözüktüğü için devletten de yardım alamıyoruz. Halbuki sadece fizik tedavi masrafı 50 bin lira. Ben nasıl para biriktirip çocuğumu ameliyat ettireceğim?”

– Çok zor bir durum…

“Maddi durumumuz olmadığı için tedavi ettiremedik’ diyen o kadar çok aile duyuyorum ki. Ben bunu demek istemiyorum. Oğlum bana ‘Anne siz bunu niye yaptırmadınız?’ demesin. Mesela bugün hastanede enfeksiyon, gastroenteroloji, diyetisyen, psikoloğa sevk ettiler bizi. Bölüm bölüm gezdik. Sağlıklı çocuk olsaydı belki de parkları gezecektik. Ama ben şu an hastane hastane geziyorum. Ben psikolojik olarak çok kötüyüm. İlk ameliyatı 9 saat sürdü, benim ömrümden 9 sene aldı. Eşim de çok kötü.

Oğlumun sürecinde duyu bütünlemeye gitmeniz gerekiyor dediler. Baktım, duyu bütünleme maliyeti çok yüksekti. Ben duyu bütünleme eğitimi aldım oğlum için. Evde eğitimden gördüğüm kadarıyla ben yapıyorum”

– Duyu bütünleme nedir?

“Duyusal uyaranlara karşı hassasiyeti var oğlumun. Mesela normal bir çocuğun basabildiği halıya benim oğlum basamıyor, irkiliyor. Ağzına bir pirinç tanesi geldiğinde öğürüyor. Korkuyor. Koluna dokunulsun istemiyordu, irkiliyordu. İlk zamanlar kolunu hiç istemiyordu. Vücudunun sol tarafını komple istemiyordu. Ayağını bile kullanmıyordu. Bir saatten bir ara korktuk acaba ayağında felç mi var diye. Ama çok şükür sadece beyin olarak reddetmiş sol tarafını.”

– Tazminat davası açtınız mı?

“Açtık. Mahkememiz devam ediyor, ama savunmada dalga geçer gibi ‘Göğüs küçültme ameliyatında da olası komplikasyonlar var’ diyorlar. Sen benim çocuğumun hayatını kararttın. Komplikasyon olabilir diyerek savunma yapılabilir mi?

Ben ileride oğluma ‘Ya senin başına bu geldi’ değil, ‘Senin gibi olanlar var. Sen ne kadar kendini geliştirebilirsin?’ demek istiyorum. Benim şu an kafamda bir 10 senenin planı var mesela. ‘Onu topluma ne kadar karıştırabiliriz? Ona ne iyi gelebilir? Ne kadar iyi ilerletebiliriz? Nasıl kendiyle barışık büyütebiliriz?’ hep bunları araştırıyorum.

Abdullah çok pozitif bir çocuk. Ameliyat sargısının içinde bile gülümsüyordu. Eşim, hep ‘Bu kadar derdi ben çeksem yüzüm gülmez’ diyor. Fizik tedavi destekli yürüdüğü zaman o kadar heyecanlanıyor ki yürüyor diye… Dans ettiğini sanıyor. Zıplıyor. Çevresindeki çocuklara heves ediyor.

Mahkeme safhası bir an önce tamamlanıp tazminat alırsak Abdullah’ın tedavisini tamamlatabiliriz. Tek düşündüğümüz evladımızın sağlığına kavuşması. Ben bu çocuğun gülüşünün solmasını istemiyorum”

Berrin Tuncel Birer

‘Devlet yasaklıyor’ dedi, hayatını karattı: Abdullah bebeğin yaşam savaşı
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

Giriş Yap

Haber Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.