ABD Başkanı Donald Trump’ın dış politikalarından ve ticari baskılarından çekinen ABD müttefikleri diplomatik seçeneklerini açık tutmak amacıyla Çin’e tarihi bir ziyaret akını başlattı.
Kanadalı eski diplomat Michael Kovrig’in konuya ilişkin bir analizi, ABD merkezli Foreign Affairs’te yayınlandı. Yazıya göre, önümüzdeki hafta gerçekleşmesi beklenen Trump-Şi görüşmesi öncesinde, Çin Komünist Partisi bu ayrışmayı kendi lehine bir diplomatik zafere dönüştürüyor.
Ocak ayında, ABD Başkanı Donald Trump’ın Kanada’yı “51. eyalet” olarak ilhak etme tehditlerinin ardından, Kanada Başbakanı Mark Carney’nin Pekin’deki Büyük Halk Salonu’nda verdiği görüntüler, değişen dünya düzeninin en net özetlerinden biriydi. Bir yıldan kısa bir süre önce Çin’i “Kanada’nın en büyük jeopolitik tehdidi” olarak nitelendiren Carney, Çin Başbakanı Li Qiang ile yaptığı görüşmede iki ülke arasındaki ortaklığın “yeni dünya düzeni için iyi bir temel oluşturduğunu” ifade etti.
Uzmanlara göre bu sahne, Washington’dan endişe duyan liderlerin yeni bir aciliyet duygusuyla Pekin’e yönelmesinin yalnızca bir örneği.
PEKİN’E DİPLOMATİK AKIN
Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana Batılı liderlerin Çin temaslarında olağanüstü bir artış yaşanıyor. 2025 yılı boyunca Avustralya, Fransa, Gürcistan, Yeni Zelanda, Portekiz, Sırbistan, Slovakya, İspanya ve Avrupa Birliği liderleri Çin’i ziyaret etti.
Bu ivme bu yılın başlarında daha da hızlandı. Ocak ayında Finlandiya, İrlanda, Güney Kore ve Birleşik Krallık liderlerinin art arda gerçekleştirdiği ziyaretleri, Şubat ayında Uruguay Devlet Başkanı ve Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’in temasları izledi. Nisan ayında ise İspanya Başbakanı Pedro Sánchez son dört yıl içindeki dördüncü ziyaretini gerçekleştirerek bu yeni diplomatik geleneği perçinledi.
Çin devlet medyasının “ziyaret dalgası” olarak adlandırdığı bu durum, Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) “yükselen Çin ve gerileyen ABD” anlatısını küresel çapta güçlendiriyor.
HEDEF WASHINGTON’A MESAJ VERMEK
Diplomatik kaynaklara göre, Kanada ve diğer ABD müttefiklerinin Çin ile bağlarını derinleştirmesinin ardındaki temel itici güç doğrudan Donald Trump’ın kendisi. Yırtıcı bir hegemon gibi davranan bir ABD baskısı altında hisseden liderler, seçeneklerini çeşitlendirmek zorunda hissediyor. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile görüşmek, Trump’a “başka seçeneklerimiz de var” mesajı verirken, tek taraflı ve haksız ticaret anlaşmalarına boyun eğmeyeceklerinin de bir göstergesi olarak okunuyor.
Ancak analistler, ABD ile müttefikleri arasında giderek açılan bu mesafenin, Pekin için “bulunmaz bir diplomatik hediye” olduğu konusunda uyarıyor.
KISA VADELİ KAZANÇLAR, UZUN VADELİ RİSKLER
Ziyaretlerin görünürdeki gerekçesi ekonomik çıkarları korumak olsa da, uzun vadeli faturanın ağır olabileceği belirtiliyor. Liderler genellikle büyük iş dünyası heyetleriyle Pekin’e gidiyor ve anlık ticari anlaşmaların cazibesine kapılıyor.
Çinli yetkililer ise her ziyaretçinin zaafına göre anlık tavizler vererek daha büyük stratejik hedefler peşinde koşuyor:
Kanada Başbakanı Carney, Washington ile koordineli uygulanan Çin elektrikli araç ithalat kısıtlamalarını gevşeterek, Kanada kanolası üzerindeki Çin vergilerinin kaldırılmasını sağladı.
İngiltere Başbakanı Keir Starmer, İskoç viskisindeki gümrük vergisi indirimini kutlarken, aynı dönemde İngiltere, Çinli muhalif Jimmy Lai’nin Hong Kong’da 20 yıl hapis cezasına çarptırılmasına yaptırımsız tepki vermekle yetindi.
İspanya Başbakanı Sánchez, İspanyol domuz eti için pazar erişimi elde ederken, ülkesinin altyapı ve batarya tesislerine Çin yatırımlarını teknoloji transferi şartı koşmaksızın açtı.
‘İKİNCİ ÇİN ŞOKU’ KAPIDA MI
Küresel ticaretteki dengesizlik ise alarm verici boyutlara ulaştı. Geçen yıl 1,2 trilyon dolarla tarihi bir zirveye ulaşan Çin’in ticaret fazlası, Batılı endüstrileri tehdit ediyor. Küresel üretimdeki payı yüzde 30’u bulan Çin’in, 2030 yılına kadar bu oranı yüzde 45’e çıkarması bekleniyor.
Bu durum Almanya gibi sanayi devlerini bile derinden etkiliyor. Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’in Şubat ayındaki ziyaretinde gündeme getirdiği üzere, Almanya’nın Çin’e otomobil ihracatı 2022’den bu yana yaklaşık yüzde 70 düştü ve on binlerce istihdam kaybı yaşandı.
GÖZLER TRUMP’IN YAKLAŞAN ZİYARETİNDE
Şimdi tüm gözler, ABD Başkanı Donald Trump’ın önümüzdeki hafta Pekin’e yapacağı ziyarete çevrilmiş durumda. Diğer liderlerin kopardığı küçük anlaşmaları gören Trump’ın, çok daha gösterişli bir mutabakat elde etmek için Pekin’e geniş tavizler verebileceğinden endişe ediliyor.
Siyasi analistlere göre asıl çözüm, Batı ittifakının Çin’e karşı ortak kırmızı çizgiler belirlemesinden geçiyor. Uzmanlar, “Liderler için başarının ölçüsü imzaladıkları anlaşmaların parasal değeri veya gördükleri saygı illüzyonu değil; Çin’in merkantilizmini köreltip kendi politika özerkliklerini ne kadar koruyabildikleridir” uyarısında bulunuyor.



