İLAN / REKLAM

Kampanya Detayı
  1. Haberler
  2. Dünya
  3. Piyanist çalarken beyninde ne oluyor: Virtüözlüğün röntgeni çekildi

Piyanist çalarken beyninde ne oluyor: Virtüözlüğün röntgeni çekildi

Piyanist Nicolas Namoradze’nin beyin aktiviteleri, Debussy’den Beethoven’a uzanan bir resital sırasında ekrana yansıtıldı. Deney, müziği dinleyen değil, sahnede çalan sanatçının beyninde neler yaşandığını görünür kıldı.

featured
Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Piyanist Nicolas Namoradze, klasik müzik ile nörobilimi aynı sahnede buluşturan sıra dışı bir deneyin merkezine yerleşti. Sanatçı piyano çalarken beynindeki elektriksel aktiviteler kaydedildi; ortaya çıkan görüntüler, bir konser sırasında müzisyenin zihninde neler yaşandığına dair bugüne kadarki en dikkat çekici verilerden birini sundu.

The New York Times’ın izlediği çalışmada, San Francisco’daki California Üniversitesi’nde düzenlenen nörobilim konferansında Namoradze’nin beyin aktivitesi, sahnedeki performansla birlikte dev ekrana yansıtıldı.

SAHNEDE DEBUSSY, EKRANDA BEYİN DALGALARI

Kasım ayında San Francisco’daki California Üniversitesi’nin karanlık bir oditoryumunda Nicolas Namoradze, Debussy’den sakin bir parça çalarken sahnenin üzerindeki ekranda piyanistin beyni görüntülendi. Farklı dalga boylarındaki elektriksel aktiviteleri temsil eden yeşil ve mavi renkler, her akorla birlikte belirip ses sönümlendikçe dağıldı.

Resital Debussy’nin ardından Bach, Beethoven ve Scriabin eserleriyle devam etti. Ekrandaki sinyaller, beynin farklı bölgeleri arasında gidip gelen, zaman zaman iki yarım kürede aynı anda parlayan karmaşık bir koreografi oluşturdu.

Görüntü, izleyici için büyüleyici bir sahne unsuruydu. Araştırmacılar içinse bundan fazlasıydı: Bu deney, uzun süredir bilimsel araştırmaların dışında kalan bir alanı, yani müziğin dinleyicinin değil, icracının beynini nasıl harekete geçirdiğini görünür kılıyordu.

“BİR PİYANO RESİTALİ SIRASINDA BEYİNDE OLANLARIN EN GELİŞMİŞ TEMSİLİ”

UCSF Neuroscape laboratuvarından nörobilimci Theodore Zanto, deneyin ardından yaptığı değerlendirmede şaşkınlığını ve heyecanını “Bu muhtemelen bir piyano resitali sırasında beyinde olup bitenlerin gerçek zamanlı en mükemmel temsili.” sözleriyle anlattı.

Bilim insanları uzun süredir müziği beyni anlamak için güçlü bir araç olarak görüyor. Çünkü müzik; algı, hareket, hafıza, dikkat ve duyguyu aynı anda devreye sokan nadir insan faaliyetlerinden biri. Üstelik belli bir zamana yayılıyor, sürekli öngörü ve uyum gerektiriyor.

Araştırmalar özellikle ritim üzerine yoğunlaşmış durumda. Ritim; dil gelişimi, motor koordinasyon ve beyin sağlığıyla kurduğu bağlar nedeniyle nörobilimin ilgi alanında. Ancak temel soru uzun süre yanıtsız kaldı: Bir müzisyen çalarken beyninde tam olarak ne oluyor?

SORUN: MÜZİSYENİ HAREKETSİZ TUTMAK

Bu sorunun cevaplanamamasının nedeni büyük ölçüde teknik zorluklardı. Fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme gibi geleneksel yöntemler, kişinin tarayıcı içinde tamamen hareketsiz durmasını gerektiriyor. Bu da canlı bir piyano performansını neredeyse imkansız hale getiriyor.

Elektroensefalografi yani EEG başlıkları daha doğal koşullarda veri toplamaya izin verse de başka bir sorun ortaya çıkıyor: Sanatçının aynı eseri defalarca, milisaniye hassasiyetinde tekrar etmesi gerekiyor. Aksi halde müzikle bağlantılı beyin sinyalleri, kas hareketleri, dış uyaranlar veya bedensel başka süreçlerden kaynaklanan elektriksel “gürültü” içinde kayboluyor.

Calgary Üniversitesi’nden nörobilimci Andrea Protzner, bu zorluğu “EEG milisaniye hassasiyetindedir.” sözleriyle özetledi.

Protzner’a göre aynı kaydı tekrar tekrar dinleyen bir dinleyici üzerinde çalışmak bu yüzden görece kolay. Ancak iş piyaniste geldiğinde tablo tamamen değişiyor. “Bir yorumcuyla bu inanılmaz derecede zor.” diyor Protzner.

PİYANİST VE NÖROPSİKOLOG AYNI KİŞİDE BULUŞTU

Deneyi mümkün kılan isim 33 yaşındaki Nicolas Namoradze oldu. 2018 Honens Uluslararası Piyano Yarışması’nın kazananı olan Namoradze, pandemi döneminde nöropsikoloji eğitimi aldı. Hem üst düzey bir piyanist hem de nörobilim bilgisine sahip olması, araştırmanın yöntemini değiştiren unsur haline geldi.

Namoradze, “cam beyin” adı verilen görselleştirme sistemini kullanan ilk müzisyen değil. Grateful Dead’in davulcusu Mickey Hart da bu teknolojiden Las Vegas’taki Sphere’de ve New York’taki Hayden Planetarium’da sahne üzerinde yararlanmıştı. Ancak Namoradze’nin amacı yalnızca sahne etkisi yaratmak değildi. Farklı yapıya ve duygu dünyasına sahip eserleri çalarken beynindeki aktivite değişimlerini bilimsel olarak kayda geçirmek istiyordu.

İlk başta araştırmacılar bu fikre mesafeli yaklaştı. Namoradze, San Francisco’daki resital gününde düzenlenen konferansta Theodore Zanto’nun ilk tepkisini şöyle aktardı:

“Bu ‘pop bilim’. Eğlenceli ama gerçek bir araştırma değil.”

ÇÖZÜM: PARMAKLARLA PLAYBACK

Deneyin kırılma noktası Steinway Spirio adlı otomatik piyano oldu. Bu sistem, bir performansın tüm ayrıntılarını kaydedip aynı vuruşlarla yeniden çalabiliyor.

Namoradze önce Andrea Protzner’ın laboratuvarında EEG başlığı takarak programını kaydetti. Ardından otomatik piyano aynı performansı yeniden çalarken, o da parmaklarıyla kendi kaydına eşlik etti; bir anlamda parmaklarıyla playback yaptı.

Bu yöntem, araştırmacıların aynı performansı defalarca milisaniye düzeyinde hizalamasını sağladı. Böylece müzikle bağlantılı beyin sinyalleri, diğer elektriksel hareketlerden daha net biçimde ayrıştırılabildi.

Namoradze bu deneyimi şu sözlerle anlattı:

“Sonunda çalmadığımı unutuyordum. Kaslarım aynı şeyi yapıyordu, aynı şeyi duyuyordum. Kendi hayaletimi bedenimde canlandırıyordum.”

DEBUSSY, BACH, BEETHOVEN VE SCRIABIN: BEYİNDE FARKLI İZLER

San Francisco’daki “nöröresital”, bir konser-konferans olarak tasarlandı. Sahnede canlı performans sürerken, Calgary’deki laboratuvar seanslarında elde edilen beyin görüntüleri ekrana yansıtıldı. Namoradze zaman zaman videoyu durdurarak gördüğünü düşündüğü örüntüleri anlattı.

Debussy’de daha yumuşak aktivite geçişleri, Bach’ta farklı beyin bölgeleri arasında karmaşık koordinasyonlar, Beethoven’da ise beklenti ile icra arasında yoğunlaşan duygusal patlamalar dikkat çekti.

En ilginç gözlemlerden biri Scriabin eserlerinde yapıldı. Scriabin’in müziği sırasında görsel işlemeyle ilişkili oksipital lobda belirgin bir hareketlilik görüldü. Scriabin’in sesleri renklerle ilişkilendirdiği bilinen sinestezi özelliği, bu bulgunun yorumlanmasında akla gelen ilk başlıklardan biri oldu.

Ancak araştırmacılar temkinli. Namoradze’nin yorumlarının önemli bir kısmı henüz varsayım düzeyinde. Yine de bu varsayımlar, bilim insanları açısından değerli ipuçları taşıyor. Theodore Zanto, resitalin ardından bunu şöyle ifade etti:

“Bizim için kelimenin tam anlamıyla hipotez üretiyor.”

Andrea Protzner ise Scriabin bölümüne ilişkin daha dikkatli bir yorum yaptı:

“İçinde sinestezi olduğunu düşünüyor muyum? Hayır. Ama onun için diğer parçalardan daha fazla renklerle ilişkili miydi? Kesinlikle.”

“BİLİM MÜZİĞİN UYSAL OLMASINI İSTİYOR”

Bu tür çalışmalar, müzik performansını laboratuvar koşullarına sıkıştırma sorununu da yeniden gündeme getiriyor. Bilimsel kontrol için çoğu deney, piyanistleri plastik klavyelerde kısa pasajlar çalmaya ya da denekleri birkaç saniyelik ritimlere indirgemeye mecbur bırakıyor.

Rice Üniversitesi’nde ders veren besteci Anthony Brandt, Houston Üniversitesi’nden nörobilimci José Luis Contreras-Vidal ile birlikte benzer bir sahne araştırması yürütmüştü. Bir piyanist ve bir orkestra şefi konser sırasında beyin sensörleriyle izlenmiş, sonuçlar iki müzisyenin beyinleri arasında hem eşzamanlılık hem de rol farklarından kaynaklanan ayrışmalar olduğunu göstermişti.

Brandt, bu tür deneylerin kontrol edilmesinin zor olduğunu kabul ediyor. Ancak ona göre alternatif yöntemler, gerçek müzik icrasının yalnızca zayıf bir yansımasını veriyor:

“Bilim insanları müziğin iyi huylu olmasını istiyor ama müzik bunun için tasarlanmadı. Müzik, insan ifadesinin tüm ihtişamını temsil etmek içindir.”

SIRADA “CAM BEDEN” VAR

Araştırmacılar şimdi Namoradze’nin verilerini inceleyip yayımlanabilir bilimsel sonuçlara dönüştürmeye hazırlanıyor. Ancak çalışmanın sınırları da var. Aynı repertuvarı çalan başka piyanistlerle karşılaştırmalı araştırmalar yapılması, hatta aynı anda hem icracının hem dinleyicinin beyninin ölçülmesi gerekiyor.

Ayrıca Steinway Spirio yöntemi her piyanist için uygulanabilir olmayabilir. Amatörlerin bu düzeyde kesinlik yakalaması zor. Birçok konser piyanisti de EEG çalışmalarına uygun olmayacak kadar fazla beden hareketiyle çalıyor. Çünkü en küçük baş hareketi bile verileri bozabiliyor.

Andrea Protzner, Namoradze’nin laboratuvardaki performansını şu sözlerle anlattı:

“Herkes onun çalarken bu kadar hareketsiz kalmasına şaşırdı.”

Namoradze ise şimdiden bir sonraki aşamaya bakıyor. Neuroscape ekibi, yalnızca beyni değil; kalp atışı, deri iletkenliği, sindirim ve başka fizyolojik parametreleri de kapsayan bir “cam beden” modeli üzerinde düşünüyor. Amaç, bir insanın belirli bir zaman dilimi içindeki içsel hareketliliğini çok katmanlı biçimde gösterebilmek.

Theodore Zanto’ya göre bu ölçekte bir veri setini analiz etmek hala biraz hayal alanına giriyor. Ancak teknoloji hazır olduğunda Namoradze laboratuvara dönmeye istekli. Piyanistin hedefi, müzikal niyetin beyinden ellere ve ayaklara nasıl aktığını; yani müziği başlatan o görünmez konuşmayı görünür kılmak.

Çeviri

Piyanist çalarken beyninde ne oluyor: Virtüözlüğün röntgeni çekildi
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

Giriş Yap

Haber Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.