İLAN / REKLAM

Kampanya Detayı
  1. Haberler
  2. Genel
  3. Sömürgeciliğin Psikolojiye Etkisi

Sömürgeciliğin Psikolojiye Etkisi

Prof. Dr. Sayar, kolonializmin insan ruhuna etkilerini ve epistemik şiddeti vurguladı.

Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Psikiyatrist ve yazar Prof. Dr. Kemal Sayar, dekolonizasyon ve psikoloji ilişkisine dair, “Kolonyalizmin temel dayatmalarından biri, insan ruhunun tek ve biricik olduğu, bunun standartlarını da Batı toplumlarının belirlediği düşüncesidir.” dedi.

Enstitü Sosyal ile NUN Eğitim ve Kültür Vakfının ev sahipliğinde, küresel krizlerin temel nedenlerinin ve tarihsel sömürgecilik mirasının ele alındığı “World Decolonization Forum”u Anadolu Ajansının (AA) Global İletişim Ortaklığıyla bugün İstanbul’da başladı.

Forum kapsamındaki “Decolonization and the Psyche” (Sömürgecilikten Kurtulma ve Ruhsal Yaşam) başlıklı oturumda konuşan Prof. Dr. Kemal Sayar, sömürgeciliğin insan psikolojisi üzerindeki etkilerine ve ruhların nasıl işgal edildiğine dair değerlendirmelerde bulundu.

Sayar, Batı’nın tek tip bir insan ruhu dayattığını belirterek, “Kolonyalizmin temel dayatmalarından biri, insan ruhunun tek ve biricik olduğu, bunun standartlarını da Batı toplumlarının belirlediği düşüncesidir. Antropolojiden başlayarak Afrika ve Uzak Doğu toplumlarına gidildiğinde, hem sömürgeci psikiyatri hem de sömürgeci antropoloji, incelediği özneleri nesneleştirmiştir. Onları beyinsiz, ilkel, çocuksu ve primitif özneler olarak tanımlamıştır.” diye konuştu.

“Medenileştirme projesinin bugün değişik ifadelerle hala devam ettiğini görüyoruz”

Bu yaklaşımın sömürgeci amaçlara hizmet ettiğine işaret eden Sayar, şöyle devam etti:

“Bu anlayış, o insanların topraklarını işgal etmeye, orada kalmaya ve onlara efendilik taslayarak onları sözde ‘medenileştirme’ projesine yarıyordu. Bu medenileştirme projesinin bugün değişik ifadelerle hala devam ettiğini görüyoruz. Batı psikiyatrisinin evrensel olduğu yönündeki önerme, seküler, rasyonel ve bireyci öznenin aslında dünyanın her tarafında aynı olduğu ve ruh sağlığı anlayışının tamamen bunun üzerine şekillenebileceği önermesine dayalıdır. Bu aslında bütünüyle bir dayatmadır ve dünyanın kalan kısmına bir konseptin bir kavramın ihraç edilmesidir.”

Prof. Dr. Sayar, yerel kültürlerin yok sayılmasının epistemik şiddet olarak tanımlandığını vurgulayarak, “Yerli kültürlerin geçerliliğinin kaybedilmesi, kendilerini ifade etme kudretinin ellerinden alınması, meşruiyet dışına itilerek gülünçleştirilmesi ve folklorik bir unsur olarak ele alınması epistemik şiddettir. Dolayısıyla siz eğer ruhları da işgal ederseniz, topraklarını işgal ettiğiniz yerlerde daha uzun kalabilirsiniz.” ifadelerini kullandı.

Sömürgeciliğe, kültürel baskıya ya da güçlü bir otoritenin hakimiyetine maruz kalan toplumlar veya bireylerin bir süre sonra kendisine tahakküm edenin gözüyle bakmaya başladığını söyleyen Kemal Sayar, “Buna epistemik yer değiştirme yani bilginin yer değiştirmesi deniyor. İncelenen özne, kendisine tahakküm eden otoritenin gözüyle bakmaya ve kendisini adeta bir cüce aynasında seyretmeye başlıyor. Kendi hikayelerini anlatılmaya değer bulmuyor ve tahakküm edenin anlatısı, hakim anlatı haline geliyor.” görüşlerini paylaştı.

“Milyonlarca insan kast kimliği kaynaklı bozukluklardan mustarip”

Aynı oturumda söz alan Hindistanlı psikiyatrist Sushrut Jadhav ise sosyal bilimlerde kişinin kendi konumunu beyan etmesinin önemli olduğunu söyledi.

Kendi geçmişinden örnekler veren Jadhav, Hindistan’da ayakkabıcılık ve dericilikle uğraşan, kast sisteminin en alt tabakalarından bir aileden geldiğini belirterek, yalnızca Batı merkezli dekolonyalizmi değil, toplumların bilgi üretimini ve yaşam biçimlerini şekillendiren farklı baskı mekanizmalarını konuşmasında ele aldı.

Tıbbi antropolog olarak çalışmalarını Londra’da sürdürdüğünü anlatan Jadhav, şunları kaydetti:

“Londra sokaklarında çalışıyor, evsiz insanlar için psikiyatrist olarak görev yapıyorum. Antropoloji her zaman küresel güney ile ilgilenen bir bilim olagelmişti. Ancak ben kimse dışarıdan gelip de onları çalışmadığı için doktoramı Londra’da yaşayan beyaz Britanyalılar üzerine yaptım. Sonrasında da sosyal olarak dışlanmış ve marjinal gruplar üzerinde çalışmaya başladım. Çoğunlukla kendi geçmişimize döneriz, iyileşmeyen ve taze kalan yaralarımızı anlamaya çalışırız.”

Jadhav, Hindistan’da yürüttüğü çalışmaları da aktararak, “Hindistan’da devam eden çalışmalarımda kültürel psikiyatrist olarak ‘kast kimliği kaynaklı bozukluklar’la uğraşıyorum. Biz şu an burada konuşurken bile, milyonlarca kişi, alt insan olarak görüldüğü için kast kimliği kaynaklı sorunlardan mustarip durumda ve her gün tedavi görüyor.” dedi.

Sömürgeciliğin Psikolojiye Etkisi
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

Giriş Yap

Haber Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.