Maçı izlemek isteyen taraftar zaten yayıncı kuruluştan izliyor. Skoru takip etmek isteyen telefondan, uygulamadan, sosyal medyadan bakıyor. Maçın taktiğini, oyuncu değişikliklerini, oyunun kırılma anlarını merak eden de tarafsız yorum arıyor. Peki kulüp televizyonundaki “biz bize” maç anlatımı hangi boşluğu dolduruyor?

ASIL MESELE BURADA BAŞLIYOR
Bu programlar çoğu zaman taraftara bilgi vermekten çok, duyguyu köpürtmeye yarıyor. Gol kaçınca isyan, hakem düdüğü çalınca öfke, rakip gol atınca sessizlik, kendi takım gol atınca kontrolsüz sevinç… Evet, kulüp televizyonu taraflıdır; zaten adı üstünde kulüp televizyonudur. Ama taraflı olmakla komik duruma düşmek arasında ince bir çizgi var.

RAKİPLERE DALGA MALZEMESİ
Bir kulübün televizyonunda yapılan abartılı yorum, ertesi gün rakip taraftarın elinde kesilip biçiliyor. “Bakın nasıl ağlamışlar”, “şu tepkiye bak”, “bu sevinç ne” diye sosyal medyada dolaşıma sokuluyor. Yani kulüp kendi taraftarına yayın yaparken, farkında olmadan rakibine dalga malzemesi veriyor.
Daha kötüsü şu: Bu yayınlar kulüp aklını da küçültüyor. Koca kulüplerin medya organları bazen profesyonel yayıncılık yerine tribün refleksiyle hareket ediyor. Oysa kulüp televizyonu sadece bağıran, tepki veren, hakeme yüklenen bir mecra olmamalı. Altyapıyı anlatmalı, kulübün hafızasını taşımalı, oyuncunun gelişimini göstermeli, teknik-taktik içerik üretmeli, taraftara kulübün iç dünyasını açmalı.
Ama maç anlatım programları çoğu zaman bunların hiçbirini yapmıyor.

GSTV de geçmişte bir hayli malzeme verdi
“RAKİP GİRİYOR, KESİTİ ALIYOR, KAHKAHASINI ATIYOR, ÇIKIYOR”
Ortaya çıkan şey ne maç yayını, ne analiz, ne de gerçek anlamda taraftar hizmeti. Daha çok kapalı devre öfke terapisi gibi… Üstelik kapısı açık. Rakip giriyor, kesiti alıyor, kahkahasını atıyor ve çıkıyor.
Bunun son örneği hafta sonu yaşandı. FB TV’de maçı takip eden Fenerbahçeli programcıların bir gözü Galatasaray-Antalyaspor maçındaydı. Antalyaspor gol attığında yaşanan sevinç; sonrasında gelen hüzün, sosyal medyada Galatasaraylılar arasında espri konusu oldu.
Bu yüzden soru hâlâ ortada duruyor:
– Bu yayınlar neden var?
– Taraftarı bilgilendirmek için mi?
– Kulübün medya gücünü artırmak için mi?
– Yoksa rakiplere her hafta yeni bir “dalga malzemesi” vermek için mi?
Kulüp televizyonları maç anlatacaksa önce şunu kabul etmeli: Yayın artık kendi taraftarına yapılmıyor. Her cümle, her mimik, her bağırış sosyal medyada rakibin önüne düşüyor.


